Psikolojik Operasyonlar

Yaşadığımız modern çağ aynı zamanda bir enformasyon çağıdır. Bir diğer tabirle bilginin yegâne güç olduğu, bilgi akışının kontrol edenin hâkimiyet kurduğu bir düzen.

20. yüzyılın ikinci yarısından sonra artık savaşlar meydanlarda tanklarla tüfeklerle değil, algı yönetimi yoluyla psikolojik savaşlar olarak devam etti.

Adını sıkça duyduğumuz lakin üzerinde tefekkür etme fırsatı bulamadığımız algı yönetimi kavramı son zaman diliminde hayatımıza girmiştir. Bu kavramın ortaya çıkış sürecine baktığımızda görürüz ki algı yönetim teriminin mucidi ABD savunma bakanlığıdır. Bakanlık terimin tanımını da şu şekilde yapmaktadır; hedef kitlenin tutum, davranış ve mantık duygusunu etkileyerek ve şekillendirerek hedefleyen kitlenin çıkarları doğrultusunda kullanılacak unsur haline getirmeyi amaçlayan bir iletişim disiplinidir.  

Evet, bu tanıma bakarak şunu rahatlıkla iddia edebiliriz ki, yoğun algı savaşına maruz kalıyoruz. 

Algılarımızı yönetenlerin ürettiği kavramlarla düşünüyor, onların kavramlara yüklediği anlamlarla olayları okuyoruz. Böylece onların standartlarına göre biçimlenen bir kafa yapısına sahip oluyoruz. Bu savaşta en büyük silahları medya oluyor. 

Küresel hegemonik güçlerin medya ile ilişkileri ve bu ilişkilerin toplumsal dönüşüme olan etkileri bir hayli büyüktür. Öncelikle şunu kabul etmeliyiz ki, objektif ve değer yargıları taşımayan bir medya kuruluşu olamaz. Onu üretenin ön yargılarını taşır muhakkak. O sadece gerçeğin maskelenmiş yansımalarını sunar bize. Ve en sonunda elimizde kalan tek şey manipüle edilmiş bilgiler ile algı ve gerçeklik arasındaki mesafedir. Walter Lippman’a göre algı ve gerçeklik arasındaki uçurum modern dünya ile da da genişleyerek sosyal, siyasal ve ekonomik hayatın içerisindeki karmaşıklık, kitle iletişim araçlarının zihnimizdeki imgeleri değiştirmesi ile hız kazanmıştır. 

Bugün medyanın topluma ve bireye olan etkisi öyle bir hal almıştır ki bizler için tehlike çanları çoktan çalmaya başlamıştır bile. Medya ve özellikle sosyal medya sayesinde küreselleşen bir dünyayla karşı karşıyayız. Sosyal medya üzerinde kim olduğunuz, nereli olduğunuz önemli değildir. Sosyal medyada yayılan bir bilgi anında küresel bir boyut kazanmakta ve dünyanın öbür ucundaki olaylar dakikası dakikasına takip edilebilmektedir. Dahası canlı yayın ile savaşları izleyebilmekteyiz. Bu bilgi akışını bize sağlayan kaynaklar ise algı savaşında gücü elinde bulunduranlardır. Bunu yaparken ise gayet basit bir planı izlemektedirler; hedef kitlenin iknası için önce hedef kitle analiz edilir. Duruma göre de bir slogan üretilir. Pasif alıcı durumunda olan bizler de verilmek istenen mesajı rahatlıkla alırız. 

Zihnimizin var gücüyle direndiği bu mücadelede zayiatımız o kadar ağırdır ki. En vahimi de bunun farkına varmadıkça geri dönüşü olmayan bir yolda arkamıza dahi bakmadan ilerliyoruz. Ahlakımız, kişiliğimiz, insanlarla ve doğayla olan ilişkimiz, hayal gücümüz vs. medya patronlarının çizdiği naylon sınırlar dışına çıkamıyor. Medyanın kirli yayın politikası ürettiği popüler kültürle ahlaki genetik yapımızı gözlerimizin önünde harap ediyor. Bize öğrettiği doğru ve yanlışlarla çevremizi ve daha da önemlisi kendimizi yargılıyoruz. Ahlaksızlık tahtası üzerine inşa edilmiş insan ilişkileri dayatarak ilişkilerimizi belli kaplara sokuyorlar. Doğduğumuz aya bakarak kiminle anlaşacağımızı, kiminle zıtlaşacağımızı söylüyorlar. Doğayı yaşanamaz ve vahşi addedip tamamen yaşam alanımızdan çıkarıyorlar ve böylece kapitalizmin buyruğu gereği doğal kaynaklara ulaşmamızı engelleyerek bize fahiş fiyatlara satıyorlar…

Verebileceğimiz misaller o kadar çok ki ne bana tahsis edilen bu sayfalar yeter ne de sizde okumak için sabır. 

Velhasıl medyanın kolaylıkla yönlendirebildiği kitle olmaktan çıkıp oluşturulan algılara göre değil gerçeklere göre hareket eden bir birey olmak tek çözüm. Ve bunu yolu da İslami bir bilinçle yıkanmak ve arınmaktan geçer. Çünkü zihnimizdeki prangaları kırıp bizi bir et parçası olmaktan kurtaracak ve özgür kılacak olan İslam’dır. Bizi ‘esfele safilin’den ‘ahsen-i takvim’e yükseltecek olan İslam’dır. Bizi kula köle olmaktan kurtarıp yeryüzüne halife kılacak olan İslam'dır. Bilmeliyiz ki İslam’ı anlamaya ve kendimizi yenilemeye mecburuz. Parmağımızı ne Yahudi’ye, ne Hıristiyan’a, ne batıya ne doğuya uzatmamalıyız. Zira üç parmağımız da kendimizi göstermektedir.

@benhalilyilmaz

YAZARIN BAZI MAKALELERİ

0 Yorum

Yorum Yapabilmek için Üye olunuz...